Özgün adı: The Lord of the Flies
Yazar: William Golding
Alıntı:
...
Simon, ıslak saçlarının ağırlığını hissederek yukarıya doğru baktı, gökyüzünü seyretti. Gökyüzünde ilk kez bulut vardı. Kül rengi, krema rengi, bakır rengi bulutlar, kabaran kocaman kuleler gibi adanın üstünde yayılıyordu. Bulutlar, toprağın üstüne çöküp oturmuştu sanki. Bu boğucu, bu işkence edici sıcaklığı, bulutlar yaratmaktaydı her an. Müstehcen başın sırıtıp kanadığı yerden kelebekler bile kaçıp gittiler. Simon, gözlerini dikkatle kapadı, yere baktı, sonra görmemek için gözlerini eliyle korudu. Ağaçların altında gölge yoktu; inci renginde bir durgunluk her bir yanı kaplamıştı. Öyle ki, gerçek bilinen şeyler, anlatılması olanaksız bir hayale dönüştü. Bağırsaklar, testereler gibi vınlayan sineklerle örtülü, kara bir yığın olmuştu. Bir süre sonra bu sinekler, Simon'ı buldular. Tıka basa yiyip doydukları için, onun derecikler gibi akan terine kondular, içtiler. Burun deliklerini gıdıkladılar, bacaklarının üstünde birdirbir oynadılar. Sinekler yarı karaydılar, yarı ışıldayan yeşil ve sayısızdılar. Simon'ın önünde, değneğe takılı duran Sineklerin Tanrısı, sırıtıyordu. Sonunda Simon dayanamadı; başını kaldırıp, Sineklerin Tanrısı'na baktı. Beyaz dişleri gördü, donuk gözleri gördü, kanı gördü. Simon'ın gözleri, o çok eski, o yadsınmaz bilgiyi kabul etti. Simon'ın sağ şakağında bir damar, beynini dövercesine zonklamaya başladı.
...
İngiltere doğumlu William Golding, tutmayan bir şiir kitabının ardından, "Şiir yazamadığım için düzyazı yazıyorum" da diyerekten, 1954'te yayımlamış bu romanını. Aslında Sineklerin Tanrısı'na roman demek yerine fazlasıyla simgesel anlam içeren bir öykü demek daha doğru olacaktır. Çünkü bu kitap ilk bakışta, R.M. Ballantyne'ın yazdığı ünlü çocuk kitabı Mercan Adası'nın modern bir versiyonu sanılabilir. Öykünün kahramanı olan çocukların bir adada mahsur kalması ve hatta iki ana karakterin isminin de Mercan Adası öyküsündekiyle aynı olması okuyucuyu bu yanılgıya itebiliyor. Fakat başlarda görülen bu benzerlikler ilerledikçe yavaş yavaş azalacak ve sonunda tamamiyle kaybolacaktır.
Mercan Adası'nda, adada kalan üç genç, Büyük Britanya uygarlığının küçük ama çok başarılı bir örneğini kurabilirken, yaşları 6 ile 12 arasında değişen çocuklar, Sineklerin Tanrısı'nda, bulundukları bu adayı cehenneme çevireceklerdir. Bu farkın en temel nedenlerinden biri William Golding'in İkinci Dünya Savaşı sırasında yıllarca çarpışan insanların birbirlerine nasıl acımasızca kıydıklarını kendi gözleriyle görüp, birçok umudunu yitirdikten sonra bu kitabı yazmasıdır. Golding, dış dünyada yaşanan iyilik ve kötülük arasındaki bu savaşın aslında en önce insanların kendi içinde olduğunu vurgular ve bunun en küçük yaşlarda bile var olduğunu savunarak, çocukların melekler kadar iyilekle dolu olduğu inanışına karşı çıkar. Yaptığım alıntıda Simon karakterinin farkına vardığı şey de çocukların adada korktukları canavar gibi hayal ürünü kötülüklerin aslında var olmadığı, olan her şeyin kendi içlerinden kaynaklandığıdır.
Doğuştan liderlik vasıflarına sahip olan ve bir süre sonra karşı karşıya gelen Ralph ve Jack karakterlerinden Ralph eşitliğe ve anlaşmaya önem verirken, Jack faşistlere özgü bir zorbalık göstermektedir. Bunların yanında ermiş denecek bir iyiliğe sahip Simon ve kötülüğün simgesi haline gelen Roger isimli çocuklar da romanda uç kişilikleri temsil eder. Bir de ismi öğrenilemeyen Domuzcuk karakteri vardır ki, o da aklın ve sağduyunun simgesidir. Hikaye boyunca da, bu çocukların kişilikleri kadar yaşanan olaylar da gerçek hayatta meydana gelen bir çok durumla örtüşmektedir.
1983 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan bu romanın iki de sinema uyarlaması var. Bunlardan 1963 yılında Peter Brook tarafından çekilen versiyonu da çok beğenilmiş. Ülkemizde Mina Urgan'ın çevirisi ile satılan bu kitabın sonunda ünlü yazarımızın kitap hakkındaki Son Söz bölümü de kitabı sindirmek açısından çok faydalı. Kendisi bu bölümde hem öykünün kısa bir özetini sunmuş hem de simgesel anlamların birçoğuna değinmiş, açıklamış.
Keyifle okunacak kitap. Tavsiye ederim.
