15 Ağustos 2010 Pazar

Yüzüncü Ad - "Baldassare'nin Yolculuğu"

Özgün adı: Le Périple de Baldassare 
Yazar: Amin Maalouf 
Alıntı: 
...
3 Nisan 1666, Cenova'da 
Beş ay boyunca, neredeyse her gün, yolculuğun olaylarını yazdım ve yazdıklarımın zerresi yok şimdi elimde. İlk defter, Konstantinopolis'te, Barinelli'nin evinde kaldı; ikincisi Sakız'daki manastırda. Şafakta odamda, mürekkebi kurusun diye son sayfası açık bırakmıştım. Akşamdan önce dönüp, o her şeyi belirleyecek günün olaylarını yazmaya söz vermiştim kendi kendime. Hiçbir zaman geri dönmedim.
Her şeyi belirleyecekti o gün. Heyhat! beklediğimden çok daha kesin bir biçimde ve umduğumdan çok başka bir yönde belirledi. Sevdiğim herkesten, yakınlarımdan ayrı düştüm; üstüne üstlük hastalandım. Tanrı'ya şükür, beni bir eliyle terkeden Talih, öbür eliyle yakaladı. Her şeyden yoksun kaldım, evet, ama annesinin kucağında, yeni doğmuş bir bebek gibiyim şimdi. Yeniden bulduğum annem. Toprak-annem. Kıyı-annem.
Cenova, anne-kentim benim!
... 


Amin Maalouf'un bu romanında 1666 yılına gidiyoruz. Yahudi mistisizmi olan Kabala inancına göre 1666 yılı "Canavar'ın Yılı"dır ve o dönemde birçok insan artık dünyanın sonunun geldiğine inanmaktadır. Romanın başkahramanı olan Baldassare Embriaco - Cübeyl'de yaşayan bir tüccar - körinanca karşı olduğundan Canavar'ın Yılı'na pek inanmaktadır. Çevresindeki insanlar olacaklar konusunda sürekli yeni işaretler bulurken Baldassare bunları gözardı etmektedir çünkü ona göre böyle durumlarda işaret bulmak için aramaya niyetli olmak yeterlidir. Dolaşan bir diğer dedikodu da tanrının, gizli olan, 100. Adı'nın açıklandığı bir kitabın var olduğu ve bu kitaptan bu adı öğrenen kişiye tanrının büyük bir güç lütfedeceğidir. Hiç beklemediği bir anda bu kitaba sahip olan ve yine aynı şekilde bir anda onu okuyamadan kaybeden Baldassare kitabın peşinde uzun ve bol serüvenli bir yolculuğa çıkar. İşte Amin Maalouf da bu yolcuğu, Baldassare'nin ağzından günlük şeklinde yazarak bizlere sunmuş.

Diğer Amin Maalouf romanlarında olduğu gibi, bu kitapta da yaşanmış tarihsel olayların arası dönemlerine uygun kurgularla doldurulmuş. Bu noktada da mekan tasvirinden çok dönem ve insan tasvirleri ön plana çıkmış. Günlük şeklinde yazma tekniğinde yazarın yarattığı harikalar sayesinde bir andan sonra kendinizi Baldassre'nin yerinde hissetmeye başlıyorsunuz. Onunla beraber 100. Ad kitabını arıyor ve yine onunla beraber körinanca lanet okuyan biri olarak yaptığınız bu yolculuğu sorguluyorsunuz. Tabi yolculuğa yön veren bir diğer unsuru da unutmamak gerek. Romanın bir diğer kahramanı olan Marta ile rol icabı başlayan beraberliklerinin tutkulu bir aşka dönüşmesini de kalbinizde hissediyorsunuz.

Romanda Canavar'ın Yılı dışında İzmir'deki Sabetay Sevi isyanından, dönemin Osmanlı yönetimindeki düzensizliklerden ve Londra'da meydana gelen büyük yangından da bahsediliyor. Bu tür tarihsel olaylar, özellikle de kitabı bitirmeden araştırıldığında romana ayrı bir güzellik katıyor. Samih Rıfat'ın Türkçe'ye çevirisi de gayet başarılı olmuş. Kitapta, sadece sonlara doğru, uzun bir deniz yolculuğunun anlatıldığı kısım, biraz da günlük şeklindeki yazımdan ötürü sıkıcı geldi. Ama onun dışında çok güzel bir roman.

Sonuç olarak, Baldassare Embriaco'nun, Cübeyl'den başlayıp, anavatanı olan Cenova'da son bulan bu müthiş yolcuğunu kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder