Özgün adı: Siddharta, Eine indische Dichtung
Yazar: Herman Hesse
Alıntı:
...
Siddharta pek çok şey öğrendi Samanaların yanında, kendisini Ben'den uzaklaştıran pek çok yolu yürümesini öğrendi. Acılara katlanarak, gönüllü ıstırap, açlık, susuzluk ve yorgunluk çekip bunları yenerek nefsini öldürme yolunda yürüdü. Bu yollarda ve daha başkalarında yürümesini öğrendi, kendi Ben'ini terk etti binlerce kez, saatler ve günlerce Ben'sizlikte yaşadı. Ama yollar kendisini ne kadar Ben'den uzaklara alıp götürse de, bir yerde durup ileri geçmiyor, onu yine alıp Ben'e getiriyordu. İsterse Siddharta binlerce kez Ben'den kaçıp gitsin, hiçlikte yaşasın, hayvanda, taşta kalsın bir süre, sonunda yine Ben'e dönüşün elinden kurtulamıyor, vakti gelince yine kendini bulmaktan kaçammıyordu, güneş ışığında ya da mehtapta, gölgede ya da yağmurda yeniden Ben oluyor, Siddharta oluyor ve zorunlu çevrimin sıkıntısını duyuyordu yine...
"Bu kitapta tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım." 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Herman Hesse, başyapıtı olan Siddharta için bu sözleri söylemiş. Gerçekten de, Budizm inancından simgelerin olduğu bu romanda Budizm de dahil hiçbir dine dair bir öğreti, bir yönlendirme ya da bir eleştiri bulunmamaktadır. Daha çok doğu gizemciliğini yücelten bu kitap, 1960'lı yıllarda canlanan Budizm akımının da etkisiyle çeşitli kuşaklar boyunca neredeyse bir kutsal kitap gibi okunmuş.
Siddharta isimli bir gencin benliğindeki arayışı üzerinden ilerleyen kitabın ilk bölümü şiirsel bir anlatıma sahip. Bunda yazarın hayat öyküsünün büyük etkisi var. Hesse, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Alman militarizminin karşısında olmuş ve protesto için yerleştiği İsviçre'de hem Nazilerin hem de antifaşistlerin ağır eleştirilerine maruz kalmıştır. Savaş esirlerine yardım konusundaki ağır çabalarına sorunlu aile yaşamı da eklenince sonunda psikanaliz tedavisi görmesini gerektirecek ağır bir bunalım dönemine girmiştir. Tüm bu başından geçenlerin ardından ise insancılığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen zengin bir şiirsel iç dünyaya sahip olmuş. Siddharta'nın, ailesinin yanında geçirdiği dönemi anlatırken kullanılan bu şiirsel anlatım kitabın sayfalarını çevirdikçe ise daha düz bir anlatıma dönüşüyor.
Romanın baş kahramanı Siddharta, soylu bir ailenin geleceği parlak bir ferdidir. En yakın arkadaşı Govinda ile beraber her türlü öğretiyi çabucak öğrenmekte ve ileride büyük bir bilge olacağına herkes tarafından inanılmaktadır. Fakat tüm bu meditasyonlar, öğretiler aslında Siddharta'nın içinde bitmek bilmez bir açlığa sebep olmakta, Siddharta'nın arayışını arttırmaktadır. Günün birinde, artık bu açlık dayanılmaz bir hale geldiğinde, babasının tüm ısrarlarına karşın Siddharta, Govinda ile beraber başıboş, aç ve susuz gezen Samanalar'a katılmaya verirler. Daha sonra Siddharta Samanaların yanında, alıntıda da yazdığı gibi Ben'liğinden uzaklaşmayı öğrenmiştir ama bunu hiç sonuna kadar götürememektedir. Ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın sonunda hep tekrar Siddharta olmaktadır. İçindeki bu huzursuzluk devam ederken Gotama(Buddha) adında bir aydının bilgeliği hakkında yayılan haberleri duyarlar ve onun öğretisinden faydalanmak için onun yanına giderler. Verdiği vaazlar ikisini de derinden etkilemiştir. Fakat Siddharta'ya göre Gotama'nın öğretisinde de bir eksiklik vardır. İşte bu noktada da Govinda ile yolları ayrılır. Govinda, Gotama'nın yanında kalıp onun öğretisinin peşinden gitmek isteyecek Siddharta ise arayışına kendisi devam edecektir. Çünkü ona göre ulaşmaya çalıştıkları Atman yani gerçek ben'in yolu bir başkasının öğretisinden geçmemekte bilakis kendi içinde bulunmaktadır.
Bu noktadan sonra Siddharta'nın yolcuğu, biraz da Paul Auster'in romanlarındaki gibi önceki yaşamından tamamiyle farklı bir yol izler. Bir kadınla tanışır, bir ticaret işine girer dünyevi zevklere dalar. Biraz olsun arayışını bekletir, duraklatır. Bir müddet böyle yaşadıktan sonra ise yine içindeki huzursuzluğa dayanamayıp yollara düşen Siddharta son durağı olan bilge kayıkçı ile tanışır. Bu kayıkçı dere kenarında çok mütevazi bir kulübede yaşayan, tüm gün arada sırada gelen yolcuları derenin bir kenarından diğerine taşıyan ama bir yandan da Siddharta'nın arayıp da bulamadığı huzuru çoktan bulmuş olan bir kişidir. Siddharta da bu kişinin yanında kalır ve sonunda o da ömrü boyunca aradığı aydınlanmaya ulaşır.
Herman Hesse'nin bu kitabını okurken Siddharta ile birlikte siz de kendi yaşamınızı ve benliğinizi sorgulayacak, hayatınızda sizi huzura götürecek yolların değerini daha iyi anlayacaksınız. Bu başyapıtı kesinlikle tavsiye ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder